zamanın, mekanın önemli olmadığı bir yerde başkalarını, yarını, geçmişi, hayatı düşünmeden adını, dilini bilmediğim biriyle yalnızca o anın olmasını istiyorum… konuşmayalım, hatta birbirimizi görmeyelim…yalnızca hissedelim birbirimizi…sessizlik..huzur…hafiflik…özgürlük…
kaçıp gidesim var bu hayattan
Source: mostlikelyloveyou
bu kadar güzel insanın, cennet gibi mekânların olduğu, bu kadar güzel ve sıradışı şeylerin yaşandığı bir hikâyenin bitip, kendi sıradan hayatlarımıza dönme fikri bizi üzüyor, ağlıyoruz. sonra sıradan hayatlarımıza dönüyoruz; sabah erken kalk, okula/işe git, eve dön, yemek ye, televizyon izle, erkenden uyu… yarın yine aynı şeyleri yap çoğumuz yalnızız, hayat bizi dört duvar arasına sıkıştırmış. hayâl kurmayı yıllar önce unuttuğumuzdan hayatlarımıza renk katan tek şey filmler yada kitaplar oluyor. sonra bir film daha açıyoruz. sonra başka, başka ve bir başkası daha… sinema, yani dünyanın en zararsız- belki de tek yararlı uyuşturucusunun bağımlısı oluyoruz.
edward bloom’a, forrest gump’a bakarken onların biz olduğumuzu hayal ediyoruz. nasıl herşeyi arkasında bırakıp bir maceraya atıldığını izliyoruz; ama sırf ailemiz istedi diye onların istediği mesleği seçmek zorunda kalıyoruz. bir gün biz de sandra templeton yada jenny curran’ımızı bulup onlar kadar büyük bir aşk yaşayacağımızı düşünüyoruz; otuzumuza geldiğimizde mantık evliliği yapıyoruz. tyler durden gibi sisteme bağlı kalmadan yaşamak istiyoruz ama cep telefonumuzun bir üst modeli çıktığında hemen yenisini alıyoruz.
hayâl kuramadığımızdan başkalarının hayâllerinde yaşıyoruz. sonra film bitiyor. ağlıyoruz.
Fight Club by Scott O
(tilt your screen back…)
Source: minimalmovieposters




